2025-11-27 • Av.Batuhan Sancak
İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibinde borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi üzerine duran takibin yeniden devam etmesini sağlamak için açılan özel bir alacak davasıdır. Başka bir ifadeyle, alacaklının, borçlunun icra dosyasına yaptığı itirazın haksız olduğunu mahkeme kararıyla tespit ettirerek takibi kaldığı yerden sürdürme yoludur. Uygulamada hem alacaklılar hem borçlular tarafından sıkça gündeme gelse de, dava şartları, süreler, görevli mahkeme, icra inkâr tazminatı ve Yargıtay’ın benimsediği ilkeler çoğu zaman gözden kaçırılmakta ve bu durum hak kayıplarına yol açmaktadır. Bu makalede, “İtirazın İptali Davası Nedir?” sorusuna sistematik bir yanıt verilecek; davanın amacı, şartları, süreleri, mahkemelerin yaklaşımı ve sık yapılan hatalar pratik bakış açısıyla ele alınacaktır.
İtirazın İptali Davasının Amacı ve Anlamı Nedir?
İtirazın iptali davasının temel amacı, borçlunun ödeme emrine yaptığı itirazı hükümden düşürmek ve bu itiraz nedeniyle durmuş olan ilamsız icra takibinin devamını sağlamaktır. İlamsız takipte borçlu ödeme emrine süresinde itiraz ettiğinde, takip kendiliğinden durur; artık alacaklı, takibi eski hale getirmek için kanunda öngörülen yollardan birine başvurmak zorundadır. Bu yollardan biri, genel mahkemede açılan itirazın iptali davasıdır.
Bu dava, doktrinde ve Yargıtay kararlarında, özünde bir alacak (eda) davası olarak nitelendirilir. Mahkeme, alacağın gerçekten mevcut olup olmadığını, miktarını ve borçlunun itirazının haklılığını genel ispat kurallarına göre değerlendirir. Davanın kabulü hâlinde borçlunun icra takibine yaptığı itiraz yok sayılır ve takip, hükümde belirtilen tutar üzerinden sürdürülür; reddi hâlinde ise alacaklının başlattığı ilamsız takip düşmüş sayılır ve uyuşmazlık o alacak bakımından kesin olarak sona erer.
Önemli bir nokta da şudur: İtirazın iptali davası sadece takibin devamına hizmet eden bir yol değildir; aynı zamanda taraflar arasında alacağın gerçekten var olup olmadığına ilişkin maddi uyuşmazlığı da çözer. Bu nedenle verilen karar maddi anlamda kesin hüküm oluşturur ve taraflar aynı alacak üzerinden tekrar dava veya ilamsız takip başlatamaz. Bu yönüyle dava, salt icra prosedürüne ilişkin bir başvurudan daha geniş bir etkiye sahiptir.
İtirazın İptali Davasının Koşulları Nelerdir?
İtirazın iptali davası her icra takibi için otomatik olarak başvurulabilecek bir yol değildir; kanun ve Yargıtay içtihatları bu dava için bir dizi şart öngörmüştür. Bu koşulları bilmemek, özellikle alacaklı bakımından ciddi usul hatalarına ve geri dönülemez hak kayıplarına neden olabilir. Temel şartları ana başlıklar hâlinde şöyle özetleyebiliriz:
- Geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması
- Borçluya usulüne uygun ödeme emri tebliği yapılmış olması
- Ödeme emrine karşı süresinde ve geçerli bir itiraz bulunması
- İtirazın alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içinde dava açılması
- Davacı alacaklının hukuki yararının devam ediyor olması
- Aynı takip bakımından daha önce sonuçlanmış bir itirazın iptali davası veya kesinleşmiş farklı bir hükmün bulunmaması (kesin hüküm – derdestlik yokluğu)
Bu şartları özetleyen basit bir tablo, alacaklılar için pratik kontrol listesi işlevi görebilir:
| Koşul | Kısa Açıklama |
|---|---|
| Geçerli ilamsız takip | Takip talebi usule uygun, yetkili icra dairesinde başlatılmış olmalı. |
| Tebliğ edilmiş ödeme emri | Borçluya 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na uygun tebligat yapılmalı. |
| Süresinde itiraz | Genel haciz yolunda 7 günlük süre içinde yazılı/şifahi itiraz olmalı. |
| 1 yıllık süre | İtirazın alacaklıya tebliğinden itibaren 1 yıl içinde dava açılmalı. |
| Hukuki yarar | Borç tamamen ödenmişse dava açmakta yarar kalmayabilir. |
Uygulamada en sık yapılan hata, ödeme emrinin hiç tebliğ edilmediği veya usulsüz tebliğ edildiği dosyalarda itirazın iptali davası açılması ya da itirazın alacaklıya tebliğ edilmediği hâlde hak düşürücü sürenin başlamış sayılmasıdır. Hem mahkemelerin hem avukatların bu noktada icra dosyasını dikkatle incelemesi, tebliğ şerhlerinin ve tarihlerin dosya üzerinden kontrol edilmesi gerekir. Aksi hâlde, ya davanın usulden reddi ya da zamanaşımı/hak düşürücü süre hükümlerinin yanlış uygulanması söz konusu olabilir.
Hangi Hallerde İtirazın İptali Davası Açılır?
İtirazın iptali davası, borçlunun ödeme emrine itirazı nedeniyle duran ilamsız icra takibinde takibin devamını sağlamak için başvurulan bir yoldur. Genel haciz yoluyla takipte, borcun tamamına, bir kısmına, faize veya imzaya itiraz edilmiş olması fark etmeksizin, alacaklı bu yola gidebilir. Önemli olan, dosyada geçerli bir itirazın bulunması ve alacaklının icra mahkemesinde itirazın kaldırılması yoluna başvurmak için gerekli “belgeli alacak” şartlarını taşımamasıdır.
Eğer alacaklı, İcra ve İflas Kanunu’nun 68 ve 68/a maddelerinde sayılan nitelikte yazılı belgelere sahip değilse, itirazın kaldırılması yerine tek seçenek olarak itirazın iptali davası kalır. Buna karşılık, belgeli alacak söz konusuysa alacaklı ya icra mahkemesinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir ya da doğrudan genel mahkemede itirazın iptalini dava edebilir. Uygulamada çoğu alacaklı, ispat imkânı ve yargılama süresini değerlendirerek hangi yolu seçeceğine karar vermektedir.
Buna ek olarak, ihtiyati haciz uygulanan takiplerde ve gecikmiş itiraz hâllerinde kanun, alacaklıya daha kısa (genellikle 7 günlük) özel başvuru süreleri tanımıştır. Bu süreler içinde itirazın iptali davası açılmaz ya da icra mahkemesinden itirazın kaldırılması istenmezse, konulmuş olan haciz veya ihtiyati haciz hükümsüz hâle gelebilir. Bu nedenle, özellikle ticari alacaklarda ve yüksek meblağlı dosyalarda süre takibi son derece kritik bir stratejik unsurdur.
İtirazın İptali Davası Açma Süresi, Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süre
İtirazın iptali davası bakımından en kritik noktalardan biri, İİK m.67’de öngörülen 1 yıllık hak düşürücü süredir. Bu süre, borçlunun ödeme emrine yaptığı itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Hak düşürücü süre, zamanaşımından farklı olarak; dolması hâlinde hakkın kendisi ortadan kalkar, karşı tarafın ileri sürmesine gerek olmaksızın hakim tarafından resen dikkate alınır ve kesilmez/uzamaz (kanundaki istisnalar hariç).
Yargıtay uygulamasına göre, itiraz tebliğ edilmemişse bu bir yıllık süre başlamış sayılmaz. Alacaklının icra dosyasında bazı işlemler yapmış olması, tek başına itirazın tebliğ edildiği anlamına gelmez. Bu nedenle mahkeme, süre hesabı yaparken mutlaka tebliğ mazbatasına ve tebliğ tarihine bakmak zorundadır. Alacaklı, bir yıllık süreyi geçirirse artık itirazın iptali davası açamaz; yaptığı ilamsız takip düşer, ancak alacak zamanaşımına uğramamışsa genel hükümler çerçevesinde normal alacak davası açma imkânı korunur.
İhtiyati haczin tamamlanması veya gecikmiş itiraz gibi özel durumlarda ise kanun, haczin veya haczin sonuçlarının çok uzun süre belirsiz kalmaması için alacaklıya 7 günlük kısa süreler tanımıştır. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olmasa da, kullanılmadıkları takdirde haczin veya ihtiyati haczin etkisi ortadan kalkabilir. Bu nedenle, icra takibi ile itirazın iptali davası arasındaki zamanlama, sadece sürelere uyum açısından değil, dosyanın fiili güvenceleri açısından da önem taşır.
İtirazın İptali Davasının Niteliği, Yargılama Usulü ve Hukuki Yarar
İtirazın iptali davası, şeklen icra hukukundan doğan bir yol gibi görünse de, özünde genel mahkemelerde açılan klasik bir alacak davasıdır. Alacaklı, dava dilekçesinde icra dosyasına konu alacağın varlığını, dayandığı hukuki ilişkiyi ve borçlunun haksız itirazını açıklamak zorundadır. Mahkeme, bu uyuşmazlığı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki genel yargılama kurallarına göre çözer; delilleri serbestçe değerlendirir, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırır ve sonunda alacağın varlığı hakkında hüküm kurar.
Hukuki yarar, her davada olduğu gibi burada da temel bir dava şartıdır. Hukuki yarar, kısaca “açılan davanın davacıya sağlayacağı somut, güncel ve meşru menfaat” olarak ifade edilebilir. Örneğin borçlu, itirazın iptali davası açılmadan önce icra dosyasındaki borcun tamamını öderse, alacaklının artık itirazın iptali davası açmasında hukuki yararı kalmayacaktır; çünkü takip fiilen amacına ulaşmış, alacak tahsil edilmiştir. Benzer şekilde, borcun önemli bir kısmının ödenmiş olması hâlinde, sadece ödenmeyen kısım bakımından davaya devam edilmesi mümkün olmalı; ödenen kısım yönünden ise itirazın iptali talebinin konusuz kaldığı kabul edilmelidir.
Yargılama usulü, alacağın niteliğine göre değişebilir. Ticari alacaklarda yazılı yargılama usulü; kira alacağı veya işçilik alacağı gibi basit yargılama usulüne tabi alacaklarda ise basit yargılama usulü uygulanır. Bu da delil bildirimi süreleri, duruşma sayısı, ön inceleme aşaması gibi pek çok teknik detayı etkiler. Dava, itirazın iptali olarak açılsa da, mahkemenin verdiği karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiğinden, hakim borcun varlığını ve miktarını titizlikle incelemek zorundadır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme Neresidir?
İtirazın iptali davasında görevli mahkeme, genel kural olarak, alacağın niteliğine göre belirlenir. Yani normalde o alacak için hangi mahkeme görevliyse, itirazın iptali davası da aynı mahkemede açılmalıdır. Örneğin:
- İşçilik alacağına ilişkin takipte iş mahkemeleri,
- Ticari nitelikte bir alacakta asliye ticaret mahkemesi,
- Genel nitelikteki alacaklarda asliye hukuk mahkemesi,
- Düşük parasal sınırdaki kira gibi bazı uyuşmazlıklarda sulh hukuk mahkemesi
görevli olabilir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğu için, mahkeme görevli olup olmadığını taraflar hiç itiraz etmese bile yargılamanın her aşamasında kendiliğinden incelemek zorundadır. Yanlış görevli mahkemede açılan davalar, Yargıtay denetiminde bozma ve ciddi süre kayıplarına neden olmaktadır.
Yetki bakımından ise, esasen HMK’daki genel yetki kuralları geçerlidir. Borçlunun yerleşim yeri mahkemesi kural yetkili mahkemedir; sözleşmeden, haksız fiilden veya diğer özel sebep ve yerlerden doğan yetki kuralları da ayrıca dikkate alınmalıdır. İcra takibinin yapıldığı yer mahkemesi, özel bir kanun hükmü yoksa kendiliğinden yetkili hâle gelmez. Uygulamada, sadece icra dosyasının o yerde bulunması sebebiyle itirazın iptali davasının aynı yerde açılması, sonradan yetki itirazı ve dosyanın nakli gibi gereksiz karmaşıklıklara yol açabilmektedir.
Davanın Tarafları Kimlerdir?
İtirazın iptali davasında taraflar, icra takip dosyasındaki taraflarla birebir örtüşür. Davacı, icra takibindeki alacaklıdır. Borçlunun itirazının kendisine tebliğ edilmesinden itibaren bir yıl içinde davayı açma hakkı ona aittir. Davalı ise, icra takibindeki borçludur. Ödeme emrine itiraz eden ve bu nedenle takibin durmasına sebep olan kişi, itirazın iptali davasında davalı sıfatını taşır.
Pasif husumet (davanın kime yöneltileceği) açısından yapılan hatalar, Yargıtay kararlarında sıkça bozma sebebi yapılmaktadır. Örneğin icra takibinde borçlu sıfatı taşıyan şirket ile, gerçekte ticari ilişkiyi yürüten ancak takipte yer almayan başka bir şirket birbirinden farklıysa, itirazın iptali davası mutlaka icra dosyasındaki borçlu şirket aleyhine açılmalıdır. Aksi hâlde davanın, borçlu olmayan kişiye yöneltildiği ve pasif husumet yokluğundan reddedilmesi gündeme gelir.
Ayrıca Yargıtay’ın içtihadına göre, itirazın iptali davası dilekçesinin, icra dosyasındaki vekile değil borçlu asıla tebliği esastır. Çünkü bu dava, icra mahkemesine yapılan bir şikâyet veya itiraz yolu değil; genel hükümlere tabi bağımsız bir eda davasıdır. Tebligatın hatalı kişiye yapılması, savunma hakkının kısıtlanması ve usulden bozma riskini beraberinde getirir.
İtirazın İptali Davasının Takibe Sıkı Sıkıya Bağlılığı İlkesi
İtirazın iptali davasının en önemli özelliklerinden biri, icra takibine sıkı sıkıya bağlı olmasıdır. Bu ilke, davanın konusunun ve sınırlarının, icra dosyasındaki takip talebiyle çizildiği anlamına gelir. Takip talebinde hangi alacak kalemleri, hangi hukuki sebep ve belgelere dayanılarak istenmişse, mahkeme de uyuşmazlığı bu çerçevede incelemek zorundadır.
Uygulamada görülen tipik hatalardan biri, mahkemelerin veya tarafların, takip talebinde yer almayan başka alacak kalemlerini veya farklı hukuki sebepleri davaya dâhil etmeye çalışmasıdır. Örneğin takip, belirli faturalar üzerinden başlatılmışsa; mahkeme, takibe konu olmayan farklı faturaları veya ticari ilişkileri esas alarak karar veremez. Aynı şekilde, takipte “mal bedeli” olarak gösterilen alacak, yargılama sırasında “haksız fiil tazminatı” gibi tamamen başka bir hukuki sebebe dönüştürülemez.
Bununla birlikte, delillerin kapsamı bakımından daha esnek bir yaklaşım söz konusudur. İcra mahkemesi dar yetkili olduğu için inceleyemediği deliller, genel mahkemede serbestçe değerlendirilebilir. Fakat bu serbestlik, takibe konu alacaktan koparak tamamen farklı bir ilişkiyi inceleme anlamına gelmez; sadece aynı alacağın ispatında daha geniş delil imkânı tanındığı şeklinde anlaşılmalıdır.
İtirazın İptali Davasında İcra İnkar Tazminatı
İcra inkâr tazminatı, borçlunun haksız itirazını caydırmak amacıyla öngörülmüş özel bir yaptırımdır. İİK m.67’ye göre, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksız olduğuna karar verilmesi hâlinde ve alacaklının da talebi varsa, mahkeme borçluyu hükmolunan alacağın en az %20’si oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edebilir. Bu tazminat, Borçlar Kanunu anlamında klasik zararı karşılayan bir tazminat değil; işlemiş bir para cezası benzeri, kanundan doğan özel bir yaptırımdır.
Yargıtay, icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için bazı şartlar aramaktadır:
- Usulüne uygun başlatılmış bir ilamsız icra takibi bulunmalı,
- Borçlu ödeme emrine süresinde itiraz etmiş olmalı,
- Alacaklı, itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmalı,
- Dava sonucunda alacaklı haklı çıkmalı ve icra inkâr tazminatını açıkça talep etmeli,
- Takibe konu alacak belirli veya belirlenebilir (likit) nitelikte olmalı.
Likit alacak, tutarı baştan belli olan veya borçlu tarafından objektif kriterlerle kolayca hesaplanabilir nitelikteki alacak anlamına gelir. Örneğin fatura bedelleri, sözleşmede açıkça kararlaştırılmış kira alacakları çoğu zaman likit kabul edilir. Buna karşılık, ciddi hesap ve bilirkişi çalışması gerektiren, miktarı taraflar arasında tartışmalı olan alacaklar likit sayılmayabilir ve bu hâllerde icra inkâr tazminatına hükmedilmez.
Ayrıca, borçlu borcun sadece bir kısmına itiraz etmişse ve dava sonunda itiraz ettiği kısım bakımından haksız çıkarsa, kabul edilen kısım üzerinden dahi icra inkâr tazminatı verilebilir. Buna karşılık, sadece faiz veya fer’i alacaklar bakımından icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği kabul edilmektedir. Tüm bu sebeplerle, alacaklıların dava dilekçelerinde icra inkâr tazminatını açıkça talep etmeleri ve alacağın likit niteliğini ortaya koymaları önem taşır.
Süresinde İtirazın İptali Davası Açılması veya Açılmamasının Sonuçları
Alacaklı, borçlunun icra dosyasına yaptığı itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmazsa, başlatmış olduğu ilamsız icra takibi düşer. Bu durumda, aynı takip dosyası üzerinden haciz isteme veya takibi sürdürme imkânı ortadan kalkar. Ancak alacak zamanaşımına uğramamışsa, alacaklı genel mahkemede normal bir alacak davası açabilir ve elde edeceği ilama dayanarak bu kez ilamlı icra yoluna başvurabilir.
Buna karşılık, alacaklı süresi içinde itirazın iptali davası açarsa, ilamsız takip derdest kalmaya devam eder; itiraz nedeniyle durmuş olsa da, düşmüş sayılmaz. Dava sonuçlandığında:
- Dava kabul edilirse; borçlunun itirazı iptal edilir, takip kaldığı yerden sürdürülür ve alacaklı haciz imkânı elde eder.
- Dava reddedilirse; takibin iptali sonucu doğar, takip konusu alacağın mevcut olmadığı maddi anlamda kesinleşir.
Davanın reddi, alacaklının aynı alacak için borçluya karşı yeniden ilamsız takip veya alacak davası açmasını engeller. Bu nedenle, itirazın iptali davası açarken hem süreye hem de ispat imkânlarına ciddi şekilde dikkat etmek gerekir. Yetersiz delille açılmış ve reddedilmiş bir dava, alacaklının aynı alacak bakımından tüm hukuki yollarını kapatabilecek kadar ağır sonuçlar doğurabilir.
İtirazın İptali Davası ile İtirazın Kaldırılması Davası Arasındaki İlişki
İtirazın iptali davası, genel mahkemelerde açılan ve geniş delil imkânı tanıyan bir yol iken; itirazın kaldırılması icra mahkemesinde görülen, daha dar çerçeveli ve “belgeli alacak” şartına bağlı bir mekanizmadır. İcra ve İflas Kanunu’na göre, takip konusu alacak belirli nitelikteki belgelerle (imzalı borç ikrarını içeren belge, kesinleşmiş fatura, resmi senet vb.) ispatlanabiliyorsa, alacaklı icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir veya isterse doğrudan itirazın iptali davası açmayı tercih edebilir.
Alacaklı bir yolu seçtikten sonra, her iki yolu paralel veya çapraz şekilde kullanamaz. Örneğin itirazın iptali davası devam ederken icra mahkemesinde yeniden itirazın kaldırılması talebinde bulunmak, derdestlik ve usul ekonomisi ilkelerine aykırı kabul edilir. Buna karşılık, icra mahkemesindeki itirazın kaldırılması talebinden vazgeçilerek, hak düşürücü süre içinde kalmak şartıyla itirazın iptali davası açılması mümkündür.
Pratikte, belgesi güçlü alacaklılar daha hızlı sonuç aldığı için çoğu zaman itirazın kaldırılması yolunu, güçsüz veya tartışmalı belgelerle takip yapan alacaklılar ise delil esnekliği nedeniyle itirazın iptali davasını tercih etmektedir. Hangi yolun seçileceği, alacağın niteliğine, mevcut belgelere, ispat gücüne ve zaman baskısına göre stratejik bir karardır.
İtirazın İptali Davasının Islah Yoluyla Alacak Davasına Dönüşmesi
Alacaklı, icra takibi yapmış olmakla birlikte, sırf bu sebeple mutlaka itirazın iptali davası açmak zorunda değildir; doğrudan alacak davası açma imkânı da her zaman saklıdır. Nitekim uygulamada, itirazın iptali davası açılmışken, yargılama sırasında ıslah yoluyla davanın klasik alacak davasına dönüştürülmesi mümkündür. Islah, kısaca tarafın dava dilekçesini veya cevap dilekçesini belirli sınırlar içinde değiştirmesi veya genişletmesi anlamına gelen usuli bir müessesedir.
Yargıtay, itirazın iptali davasında talep edilen miktarın ıslah yoluyla artırılabileceğini, bu durumda artırılan kısım yönünden tahsil (alacak) talebine hükmedilmesi gerektiğini kabul etmektedir. Ancak bu, davanın niteliğinin tamamen değiştiği anlamına gelmez; itirazın iptali talebi, takip konusu kısım yönünden varlığını sürdürür. Önemli olan, ıslah işlemi yapılırken hem İİK m.67’deki süre ve sınırların hem de HMK’daki ıslah kurallarının gözetilmesidir.
Pratikte, özellikle alacak miktarının başlangıçta tam olarak bilinemediği veya icra takibinde hatalı hesaplama yapıldığı dosyalarda, itirazın iptali davası açıldıktan sonra bilirkişi raporuna göre alacak miktarının ıslah edilmesi sık rastlanan bir uygulamadır. Bu noktada, ıslahın harç ve yargılama giderleri bakımından da ek sonuçlar doğurduğu unutulmamalıdır.
Mahkemece Verilecek Hükümler Nelerdir?
İtirazın iptali davası sonucunda mahkemenin verebileceği temel kararlar, esasa ilişkin kabul veya ret kararlarıdır. Dava kabul edilirse:
- Borçlunun icra dosyasına yaptığı itirazın iptaline,
- İlamsız icra takibinin takibe konu alacak tutarı üzerinden devamına,
- Şartları varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına,
- Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin borçluya yükletilmesine
karar verilir. Dava kısmen kabul edilirse, itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı da kabul oranına göre belirlenir.
Davanın reddi hâlinde ise:
- Alacaklının başlattığı ilamsız takip iptal edilmiş sayılır,
- Takip konusu alacağın mevcut olmadığı maddi anlamda kesinleşir,
- Alacaklı aynı alacak için yeniden ilamsız takip veya alacak davası açamaz,
- Şartları varsa alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilir.
İhtiyati haciz kararı varsa, davanın reddiyle birlikte bu karar da kendiliğinden hükümsüz hâle gelir. Bu nedenle, itirazın iptali davası açmadan önce, dosyanın hem maddi hem usuli yönden hazır olup olmadığı dikkatle değerlendirilmelidir. Yetersiz hazırlıkla açılan bir davanın kaybedilmesi, sadece mevcut icra takibini değil, aynı alacakla ilgili tüm hukuki imkânları sona erdirebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
İtirazın iptali davası ile itirazın kaldırılması arasında ne fark vardır?
İtirazın iptali davası, genel mahkemelerde açılan ve alacağın tüm yönleriyle incelendiği geniş kapsamlı bir alacak davasıdır. İtirazın kaldırılması ise icra mahkemesinde görülür ve sadece kanunda sayılan nitelikte “belgeli alacaklar” için kullanılabilir. İtirazın iptalinde delil serbestliği daha geniştir; itirazın kaldırılmasında ise icra mahkemesinin yetkisi ve inceme alanı daha sınırlıdır.
İtirazın iptali davası açmak için kesin olarak icra takibi başlatmış olmam gerekir mi?
Evet. İtirazın iptali davası, ilamsız icra takibine sıkı sıkıya bağlı bir dava türüdür. Dolayısıyla, bu davanın açılabilmesi için önceden geçerli bir ilamsız icra takibi başlatılmış, borçluya ödeme emri tebliğ edilmiş ve borçlunun bu ödeme emrine süresinde itiraz etmiş olması gerekir. Geçerli bir takip yoksa, dava koşulu eksik olduğu için dava reddedilir.
Bir yıllık süreyi geçirirsem alacağım tamamen mi ortadan kalkar?
Hayır. İİK m.67’deki bir yıllık süre, sadece itirazın iptali davası açma hakkı bakımından hak düşürücü süredir. Bu süre geçerse, başlatmış olduğunuz ilamsız takip düşer ve artık o takip dosyası üzerinden devam edemezsiniz. Ancak alacak genel zamanaşımı süresi içinde kalıyorsa, normal bir alacak davası açarak ilamlı icra yoluna başvurabilirsiniz.
İcra inkâr tazminatı ne zaman talep edilebilir?
İcra inkâr tazminatı, borçlunun ödeme emrine haksız itiraz etmesi hâlinde, itirazın iptali davasını kazanan alacaklı lehine hükmedilebilen, alacağın en az %20’si oranında bir tazminattır. Bunun için alacaklının usulüne uygun takip yapmış olması, borçlunun süresinde itiraz etmiş olması, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davası açıp davayı kazanması ve alacağın likit (belirli veya belirlenebilir) nitelikte olması gerekir.
İtirazın iptali davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mu?
Bu soru, alacağın niteliğine göre değişir. İşçilik alacağı veya ticari uyuşmazlık gibi kanunda zorunlu arabuluculuk öngörülen alanlarda, itirazın iptali davası açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Arabuluculuk yapılmadan açılan davalar, mahkemece dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilebilir. Bu nedenle, dava açmadan önce alacağın hangi hukuk dalına girdiği ve zorunlu arabuluculuk kapsamında olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir.
Bizi Arayın
Whatsapp
