2026-01-30 • Av.Batuhan Sancak
Aile Mahkemesi Nedir, Hangi Davalara Bakar ve Süreç Nasıl İşler?
Aile Mahkemesi, aile hukukundan doğan uyuşmazlıkların daha hızlı, daha uzmanlaşmış bir bakışla çözümlenmesi amacıyla kurulan özel görevli mahkemedir. Boşanma, velayet, nafaka, soybağı ve aile konutu gibi konular sadece iki kişi arasındaki bir ihtilaf değildir; çoğu zaman çocukların korunması, ekonomik güvence ve kişisel hakların dengelenmesi gibi çok katmanlı sonuçlar doğurur. Bu nedenle aile mahkemelerinde yalnızca hukuki değerlendirme yapılmaz; gerektiğinde psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı gibi uzmanların hazırladığı raporlarla olayın sosyal boyutu da ele alınır. Uygulamada en sık sorun, davanın yanlış mahkemede açılması, dilekçede taleplerin eksik kurulması ve delillerin zamanında sunulmamasıdır. Bu yazıda Aile Mahkemesinin görev alanını, nerede bulunduğunu, nöbetçi aile mahkemesi uygulamasını, hangi davalara baktığını ve dava açma/başvuru adımlarını sistematik şekilde açıklayarak okuyucunun süreci doğru kurgulamasına yardımcı olacağım.
Aile Mahkemesi Nedir?
Aile mahkemeleri, aile hukukundan doğan dava ve işlere bakmak üzere kurulan özel görevli mahkemelerdir. “Özel görev” ifadesi, bir uyuşmazlığın belli bir mahkemenin alanına bırakıldığını anlatır; yani doğru mahkemeye gidilmezse yargılama esasa geçmeden usulden (yöntemden) sonuçlanabilir. Aile hukukunun kendine özgü dinamikleri vardır: boşanma süreci sadece evliliğin bitişiyle sınırlı kalmaz; nafaka, velayet, mal rejimi, kişisel ilişki gibi başlıklarla devam eder ve her bir başlık farklı delil ve değerlendirme gerektirir.
Yargıtay uygulamasında öne çıkan nokta, davanın adından çok uyuşmazlığın hukuki niteliğinin esas alınmasıdır. Örneğin “alacak davası” gibi görünen bir talep, gerçekte evlilik birliğinden kaynaklı bir hakka dayanıyorsa görevli mahkeme aile mahkemesi olabilir. Bu nedenle dilekçede olayların anlatımı, talebin hangi hukuki ilişkiye dayandığı ve istenen sonucun açık biçimde kurulması kritik önem taşır.
Aile mahkemelerinde bazı dosyalarda uzman raporları gündeme gelir. Özellikle çocukla ilgili başlıklarda “çocuğun üstün yararı” ölçütü (çocuğun bedensel, zihinsel ve duygusal gelişimini en çok koruyan çözüm) merkezde değerlendirilir. Bu da aile mahkemelerinin, sadece kanun metniyle değil, olayın sosyal gerçekliğiyle de karar verdiği anlamına gelir. Uygulamada yapılan temel hata, bu mahkemenin işleyişini “standart bir hukuk davası” gibi görüp delil planlamasını eksik yapmaktır.
Aile Mahkemeleri Nerede Bulunur?
Aile mahkemeleri her adliyede bulunmayabilir. Mahkeme teşkilatı, iş yoğunluğu ve nüfus gibi ölçütlere göre planlanır. Bu nedenle bazı yerlerde aile mahkemesi kurulmamış olabilir ve bu durum başvuru yapan kişiler için kafa karıştırıcı hale gelebilir. Aile mahkemesinin kurulmadığı yerlerde, asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla (aynı işlevle) davayı görür. “Sıfatla bakma” ifadesi, mahkemenin isminin değil, o dosyada hangi görevle hareket ettiğinin önemli olduğu anlamına gelir.
Uygulamada en sık yapılan hata, görevli mahkeme araştırılmadan dilekçenin yanlış birimlere sunulmasıdır. Yanlış mahkemede açılan dava, çoğu zaman görevsizlik kararıyla (mahkemenin o işe bakamayacağını belirten karar) sonuçlanır ve dosya görevli mahkemeye gönderilir. Bu, zaman kaybına yol açabileceği gibi bazı talepler bakımından hak kaybı riskini de artırır. Bu nedenle başvuru öncesinde “uyuşmazlık aile hukukundan mı doğuyor?” sorusu netleştirilmelidir.
Pratikte doğru strateji şudur: Dava konusu boşanma, velayet, nafaka, soybağı, evlat edinme, aile konutu veya evlilik birliğinin korunması gibi başlıklara giriyorsa öncelik Aile Mahkemesidir. Aile mahkemesinin olmadığı yerde ise asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi gibi davranır. Dilekçe ve ekler hazırlanırken de bu olasılık dikkate alınmalı; başvuru kalemi, tevzi sistemi ve dosya dağıtımı süreci doğru takip edilmelidir.
Aile Mahkemeleri Hakimleri
Aile mahkemelerinde görev yapan hâkimlerin, aile hukukunun niteliği gereği belirli koşulları sağlaması hedeflenir. Aile uyuşmazlıkları, yalnızca maddi vakıaların tespitiyle bitmez; tarafların psikolojisi, çocukların durumu ve aile içi dengeler gibi unsurlar kararın sonuçlarını doğrudan etkiler. Bu nedenle aile mahkemesi hâkimi, dosyayı sadece “iddia–savunma” düzleminde değil, kararın olası sosyal etkilerini de öngörerek yönetmelidir.
Yargılamanın sağlıklı ilerlemesi açısından hâkimin dosya yönetimi kritik rol oynar. Örneğin çekişmeli boşanma dosyalarında taraflar çoğu zaman geniş delil listeleri sunar; tanık anlatımları, mesaj kayıtları, fotoğraf ve sosyal medya paylaşımları gibi deliller gündeme gelebilir. Burada temel risk, delilin hukuka uygun elde edilmemesidir. “Hukuka uygun delil” (kanuna aykırı yöntemle elde edilmemiş kanıt) tartışması ortaya çıktığında, dosya sadece boşanma ile sınırlı kalmayıp kişisel verilerin ihlali gibi yan sonuçlara da evrilebilir.
Uygulamada görülen hatalardan biri, mahkemenin “kendiliğinden her şeyi araştıracağı” varsayımıdır. Aile mahkemelerinde bazı konular kamu düzeniyle yakından ilgili olsa da tarafların iddia ve delil sunma sorumluluğu devam eder. Bu nedenle dilekçelerin net, taleplerin somut, delillerin organize olması gerekir. İyi kurgulanmış bir dosyada hâkim, uyuşmazlığın çekirdeğine hızlı iner; kötü kurgulanmış dosyada ise süreç uzar, ara karar sayısı artar ve taraflar daha fazla yıpranır.
Nöbetçi Aile Mahkemesi Nedir?
Adliyelerde dava açılış aşamasında dilekçenin hangi mahkemeye düşeceği, tevzi sistemi (dosyanın ilgili mahkemeye dağıtılması) ile belirlendiği için dilekçeler çoğu zaman nöbetçi aile mahkemesine hitaben yazılır. Nöbetçi mahkeme, esas mahkeme numarası kesinleşene kadar sürecin ilk işlemlerini yürütmeye elverişli bir başvuru kapısı gibi çalışır. Bu uygulama, özellikle hızlı başvuru gereken tedbir taleplerinde önem kazanır.
Uygulamada yaygın yanılgı, nöbetçi mahkemenin davayı sonuna kadar göreceği düşüncesidir. Oysa nöbet görevi, esas mahkemenin belirlenmesinden önce veya tatil günlerinde acele işlerin görülmesi için düzenlenir. Bu nedenle dilekçeyi nöbetçi mahkemeye hitaben yazmak bir “zorunlu teknik” gibi görünse de, yargılamayı yürütecek mahkeme tevzi sonucunda belirlenecektir.
Nöbetçi mahkeme pratiğinde en kritik konu, özellikle şiddet iddiası, uzaklaştırma/koruma tedbiri, çocuğun geçici teslimi gibi acil taleplerin doğru kurulmasıdır. “Tedbir” (nihai karar verilene kadar geçici koruma sağlayan karar) talep edilirken, hangi riskin önlenmek istendiği açıkça yazılmalı ve mümkünse belgeyle desteklenmelidir. Aksi halde mahkeme tedbiri reddedebilir veya sınırlı kurabilir. Bu başlıkta yapılan hata, dilekçeyi genel ifadelerle bırakıp somut olay anlatımı ve delil bağlantısını kurmamaktır.
Aile Mahkemesi Görevleri
Aile mahkemelerinin görev alanı, aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkları çözmekle sınırlı gibi görünse de fiilen daha geniş bir amaç taşır: aile bireylerini ve özellikle çocukları koruyan, haklar dengesini gözeten bir yargılama yürütmek. Aile, toplumun temel yapı taşlarından biridir ve aile içi uyuşmazlıklarda verilen kararlar sadece tarafları değil, çocukların geleceğini ve sosyal düzeni de etkiler. Bu nedenle aile mahkemesi, pek çok dosyada kamu düzeni (toplumsal düzeni yakından ilgilendiren alan) hassasiyetiyle hareket eder.
Özellikle velayet, soybağı, evlat edinme ve vesayet gibi konularda, mahkemenin değerlendirmesi “taraf iradesi” ile sınırlanmaz. Örneğin velayette anlaşma olsa bile, mahkeme çocuğun üstün yararına aykırı bir düzenleme görürse farklı bir karar verebilir. Benzer şekilde soybağı davalarında biyolojik bağın tespiti, çocuğun statüsü ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesi gibi sonuçlar doğurur. Bu nedenle görev alanı sadece “boşanma” olarak görülmemeli; aile hukukunun tüm düzenlemeleriyle birlikte düşünülmelidir.
Aşağıdaki tablo, aile mahkemelerinde en sık görülen uyuşmazlık kümelerini ve pratikte dikkat edilen temel noktaları özetler:
| Uyuşmazlık Türü | Mahkemenin Odak Noktası | Sık Yapılan Hata |
|---|---|---|
| Boşanma ve fer’ileri (nafaka, tazminat) | İspat, kusur değerlendirmesi, ekonomik denge | Talepleri açık yazmamak, delili geç sunmak |
| Velayet ve kişisel ilişki | Çocuğun üstün yararı, uzman raporları | Çocuk üzerinden çatışmayı büyütmek, raporu yok saymak |
| Mal rejimi tasfiyesi | Malvarlığının tespiti, değerleme, katkı iddiaları | Mal kaçırma riskine karşı tedbir almamak |
| Soybağı/evlat edinme | Nüfus kaydı, biyolojik bağ, kamu düzeni | Usuli şartları ve süreleri gözden kaçırmak |
Görev kapsamını doğru tespit etmek, davanın doğru mahkemede açılmasını sağlar. Daha önemlisi, doğru görev tespiti dilekçenin dilini ve delil planını doğrudan belirler. Bu yüzden aile mahkemesi görevleri, sadece “hangi davaya bakar” sorusu değil; “hangi yaklaşımı benimser” sorusuyla birlikte değerlendirilmelidir.
Aile Mahkemesi Davaları Nelerdir?
Aile mahkemesinde görülen davalar geniş bir yelpazeye yayılır. Uygulamada en sık karşılaşılan dosyalar boşanma ve boşanmanın fer’ileri (boşanma ile birlikte istenen nafaka, tazminat, velayet, kişisel ilişki gibi talepler) olmakla birlikte, nişanlılık ilişkisi, aile konutu, soybağı ve evlat edinme gibi alanlar da önemli yer tutar. Burada kritik nokta şudur: Dava türü ne olursa olsun, talep edilen sonucun aile hukukuyla bağının doğru kurulması gerekir.
Pratikte vatandaşların yaptığı hatalardan biri, tek bir dilekçe içinde birbirinden kopuk talepleri karıştırmaktır. Örneğin boşanma, velayet ve nafaka talepleri birlikte ileri sürülebilirken; bazı alacak talepleri veya kişisel hak iddiaları farklı yargılama stratejisi gerektirebilir. Bu nedenle talepler, “hangi hukuki ilişkiye dayanıyor” sorusuna cevap verecek şekilde yapılandırılmalıdır.
Aşağıdaki liste, aile mahkemelerinde sık görülen dava ve işlere örnek niteliğinde bir çerçeve sunar:
- Anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma davaları
- Nafaka (tedbir nafakası, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası) ve nafaka değişiklik davaları
- Velayet ve kişisel ilişki düzenlenmesi
- Mal rejimi tasfiyesi (edinilmiş mallara katılma, değer artış payı gibi)
- Nişanın bozulması nedeniyle maddi/manevi talepler
- Ziynet alacağı (ziynet eşyası/altın gibi) ve benzeri aile içi alacak uyuşmazlıkları
- Aile konutu şerhi (konutun aile konutu olduğunun tapuya işlenmesi) talepleri
- Soybağı (babalık, soybağının reddi) ve nüfus kaydına etkili davalar
- Evlat edinme ve vesayet gibi koruma odaklı işler
Yargıtay’ın özellikle hassas durduğu alan, çocukla ilgili kararların somut olaya uygun kurulmasıdır. “Genel geçer” gerekçelerle velayet veya kişisel ilişki düzenlenmesi yapılması, bozma riskini artırır. Bu yüzden davanın türünü doğru seçmek kadar, o davanın içeriğini doğru somutlaştırmak da dosyanın kaderini belirler.
Aile Mahkemesine Boşanma Davası Nasıl Açılır?
Boşanma davası açmak, sadece “evliliği bitirmek” anlamına gelmez; çoğu dosyada nafaka, velayet, kişisel ilişki, maddi-manevi tazminat ve mal rejimi gibi başlıklar da aynı süreçte veya bağlantılı şekilde gündeme gelir. Bu nedenle boşanma davası dilekçesi hazırlanırken, olayların kronolojisi, iddiaların dayandığı hukuki sebepler ve her bir talebin hangi delille ispatlanacağı net biçimde kurulmalıdır. “Delil” (iddianızı destekleyen tanık, belge, kayıt vb.) planı yapılmadan açılan davalarda, süreç uzar ve iddialar ispatlanamadığı için sonuç alınamaz.
Dilekçede özellikle iki hata sık görülür. Birincisi, talep kısmının eksik bırakılmasıdır. Mahkeme, genellikle talep edilmeyen bir konuda kendiliğinden hüküm kurmaz. Bu nedenle nafaka isteniyorsa türü ve gerekçesi, velayet isteniyorsa çocuğun durumu ve düzenleme önerisi, tazminat isteniyorsa dayanak olaylar açık yazılmalıdır. İkinci hata ise delillerin “sonra sunulur” düşüncesiyle ertelenmesidir. Yazılı yargılama usulünde (iddia ve savunmanın belirli dilekçe aşamalarında sunulduğu usul), delil sunma zamanlaması kritik önemdedir.
Boşanma dosyalarında ayrıca vekâletname meselesi önem kazanır. Avukatla takip edilecekse, vekâletnamenin yetki kapsamı ve biçimsel şartları doğru düzenlenmelidir. Uygulamada, özel yetki gerektiren işlemler bakımından vekâletname eksikliği davanın yönetimini zorlaştırır. Bu nedenle baştan doğru hazırlık yapılması, davanın sağlıklı ilerlemesini sağlar.
Özetle boşanma davası açarken amaç, mahkemeye “hikâye anlatmak” değil; hukuki bir iddia ve ispat planı sunmaktır. Dilekçenin dili sade olmalı; ancak her iddia somut vakıa ve delil bağlarıyla desteklenmelidir. Bu yaklaşım, Yargıtay denetiminde de dosyayı daha güçlü hale getirir.
Aile Mahkemesine Nasıl Başvurulur?
Aile mahkemesine başvuru, kural olarak yazılı dilekçe ile yapılır. Yazılı usul, iddiaların ve savunmaların belirli aşamalarda dilekçelerle sunulmasını öngörür. Bu, başvuru anında yapılan hataların daha sonra telafi edilmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle başvuru dilekçesi hazırlanırken, dava türü doğru seçilmeli ve dilekçenin içeriği usule uygun şekilde düzenlenmelidir. “Usul” (yargılamanın kurallı işleyişi), çoğu zaman davanın sonucunu doğrudan etkiler.
Başvuruda dikkat edilmesi gereken temel başlık, mahkemenin görev alanına giren bir konu hakkında işlem yapmaktır. Aile hukukuyla ilgisi olmayan bir ihtilafın aile mahkemesine götürülmesi, görevsizlik kararıyla sonuçlanır. Bu durum sadece zaman kaybı yaratmaz; bazı uyuşmazlıklarda başvurunun gecikmesi telafisi zor sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden başvuru öncesinde uyuşmazlığın niteliği netleştirilmeli; tereddüt varsa hukuki değerlendirme yapılmalıdır.
Başvuru sırasında dilekçeye eklenecek belgeler, davanın türüne göre değişir. Örneğin velayet veya kişisel ilişki düzenlemesinde çocuğun eğitim/sağlık durumuna ilişkin belgeler önem kazanabilir. Nafaka taleplerinde gelir-gider dengesi, çalışma durumu ve ekonomik şartları gösteren evraklar etkili olur. Burada yapılan tipik hata, “mahkeme araştırır” düşüncesiyle belge sunmaktan kaçınmaktır. Uygulamada, güçlü dosyalar en baştan düzenli eklerle kurulan dosyalardır.
Başvurunun bir diğer boyutu da tedbir talepleridir. Şiddet iddiası, çocuğun korunması, geçici velayet veya geçici nafaka gibi taleplerin aciliyet taşıdığı durumlarda, dilekçede riskin somutlaştırılması gerekir. Somutlaştırma, olayın ne zaman-ne şekilde gerçekleştiğini, tekrarlanma ihtimalini ve ortaya çıkacak zararı açıkça yazmak anlamına gelir. Bu yapılmadığında tedbir talepleri zayıf kalır ve süreçte koruma mekanizması gecikebilir.
Aile Mahkemesine Dava Nasıl Açılır?
Aile mahkemesinde dava açmanın temel adımı, doğru dava türüne uygun bir dilekçe hazırlayıp ilgili birime sunmaktır. Dava açma sürecinde ilk stratejik karar, uyuşmazlığın aile mahkemesinin görev alanında olup olmadığının tespitidir. Görev alanı dışında bir uyuşmazlıkla aile mahkemesine gidilmesi halinde, mahkeme esasa girmeden görevsizlik kararı verebilir. Bu karar, dosyanın başka mahkemeye gönderilmesiyle sonuçlanır ve yargılama takvimi gereksiz yere uzar.
Dilekçe hazırlanırken dört unsur dengeli kurulmalıdır: (i) olayların somut anlatımı, (ii) hukuki sebepler (dayanak norm ve ilkeler), (iii) deliller ve delillerin hangi vakıayı ispatladığı, (iv) taleplerin açık ve ayrı ayrı yazılması. Özellikle talep bölümünde belirsizlik, uygulamada en çok sorun çıkaran konudur. Mahkeme, neyin istendiğini tam anlayamazsa eksik inceleme riski artar. Ayrıca karşı tarafın savunma hakkı (iddialara cevap verme hakkı) bakımından da netlik gereklidir.
Dava açılışında masraf ve harç kalemleri gündeme gelir. Burada önemli olan, hangi işlem için hangi kalemin doğduğunu anlamaktır. Pratikte bazen eksik ödeme veya yanlış kaleme ödeme yapılır ve dosyanın açılışı gecikebilir. Bu nedenle başvuru sırasında sunulan tahakkuk fişi/ödeme evrakları düzenli şekilde saklanmalı; eksiklik varsa hızlıca tamamlanmalıdır.
Aile mahkemesi dosyalarında yargılama boyunca yapılabilecek en büyük hata, dilekçe aşamalarını “formaliteden ibaret” görmektir. Yazılı usulde, ilk dilekçe seti dosyanın omurgasını kurar. Sonradan ekleme yapmak mümkün olsa da, her eklemenin kabul edilmesi garanti değildir. Bu nedenle dava açmadan önce kısa bir “dosya planı” yapmak; talepleri, delilleri ve stratejiyi bir çerçeveye oturtmak çoğu zaman sonucun kalitesini belirler.
Aile Mahkemelerinde Sulh ve Aile Arabuluculuğu ile Boşanma Arabuluculuğu
Aile uyuşmazlıklarında mahkemenin öncelikli hedeflerinden biri, mümkün olan dosyalarda tarafların anlaşma zeminini değerlendirmektir. “Sulh” (tarafların karşılıklı ödünlerle uyuşmazlığı anlaşarak bitirmesi), özellikle boşanmanın mali sonuçları ve çocukla ilgili düzenlemelerde daha sürdürülebilir çözümler üretebilir. Aile mahkemeleri, bazı dosyalarda tarafları uzlaşma ihtimaline yönlendirebilir; ancak uzlaşmanın gerçekçi olmadığı durumlarda yargılamaya devam edilir ve deliller üzerinden değerlendirme yapılır.
Uygulamada arabuluculuk kavramı zaman zaman yanlış anlaşılır. Arabuluculuk, tarafsız bir üçüncü kişinin yardımıyla tarafların anlaşmasına dayanan bir çözüm yöntemidir. Aile hukukunda bazı başlıklarda tarafların serbest iradesi önemlidir; ancak çocukla ilgili konularda “çocuğun üstün yararı” ölçütü devreye girer. Bu nedenle her anlaşma, mahkeme tarafından otomatik kabul edilecek bir metin değildir. Mahkeme, anlaşmanın çocuk bakımından sakınca doğurup doğurmadığını ayrıca değerlendirir.
Bir diğer pratik sorun, anlaşma görüşmelerinde tarafların haklarını tam bilmeden metin imzalamasıdır. Örneğin nafaka, tazminat veya mal rejimiyle ilgili hükümler, kısa vadede rahatlatıcı görünse de uzun vadede ciddi mağduriyet yaratabilir. Bu nedenle sulh/uzlaşma süreçlerinde, tarafların ekonomik koşulları ve çocuğun ihtiyaçları gerçekçi biçimde masaya yatırılmalıdır. Aksi halde anlaşma, ileride yeni davaların kapısını açar.
Mahkeme içi uzlaşma denemelerinde dikkat edilmesi gereken nokta, “barışmak” ile “uyuşmazlığı yönetilebilir hale getirmek” arasındaki farktır. Tarafların ilişki düzeyi çok gerilmişse, anlaşma metni hazırlanırken uygulanabilirlik öne çıkarılmalıdır. Ziyaret günleri, teslim saatleri, iletişim kanalları gibi ayrıntılar somut yazılmadığında, karar çıktıktan sonra icra aşamasında (kararın zorla uygulanması süreci) yeni sorunlar doğar. Bu nedenle uzlaşma, yalnızca prensipte değil, uygulamada da işler bir plan olarak kurulmalıdır.
SSS (Sıkça Sorulan Sorular)
Aile Mahkemesi hangi davalara bakar?
Aile mahkemesi; boşanma, velayet, nafaka, soybağı, evlat edinme, aile konutu ve mal rejimi tasfiyesi gibi aile hukukundan doğan dava ve işlere bakar. Davanın adından çok, uyuşmazlığın aile hukukuyla bağlantısı ve hukuki niteliği belirleyicidir.
Aile Mahkemesi olmayan yerde nereye başvurulur?
Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde asliye hukuk mahkemesi, aile mahkemesi sıfatıyla davayı görür. Dilekçe hazırlanırken uyuşmazlığın aile hukukundan doğduğu açıkça ortaya konulmalı ve başvuru süreci tevzi sistemi üzerinden takip edilmelidir.
Nöbetçi Aile Mahkemesi ne işe yarar?
Nöbetçi aile mahkemesi, dava açılışında dosyanın hangi aile mahkemesine düşeceği kesinleşmeden önce dilekçelerin yöneltildiği ve bazı ilk işlemlerin yürütülebildiği uygulamadır. Esas mahkeme, tevzi sonucunda belirlenir; nöbet görevi bu belirleme öncesi pratik kolaylık sağlar.
Aile Mahkemesinde deliller ne zaman sunulmalıdır?
Yazılı yargılama usulünde delillerin zamanında sunulması önemlidir. Delillerin geç sunulması, bazı durumlarda dikkate alınmama riskini doğurur. Bu nedenle dilekçe aşamalarında delil planının baştan kurulması ve her delilin hangi vakıayı ispatladığının belirtilmesi gerekir.
Velayet kararlarında mahkeme en çok neye bakar?
Velayette temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme, çocuğun eğitim, sağlık, duygusal gelişim ve güvenlik ihtiyaçlarını birlikte değerlendirir. Gerekli görülen dosyalarda uzman raporları alınabilir ve karar bu raporlarla desteklenebilir.
Bizi Arayın
Whatsapp
