Anayasa Mahkemesi TMK m. 187 İptali: Kadının Soyadı Evlilikle Değişmeyecek

Anayasa Mahkemesi’nin TMK m. 187 iptali sonrası kadının soyadı artık evlilikle zorunlu değişmiyor. Hukuki dayanaklar, Yargıtay yaklaşımı ve uygulamadaki etkiler.

Anayasa Mahkemesi TMK m. 187 İptali
Anayasa Mahkemesi TMK m. 187 İptali

2026-01-22 • Av.Batuhan Sancak

Anayasa Mahkemesi TMK m. 187 İptali: Kadının Soyadı Evlilikle Değişmeyecek

Anayasa Mahkemesi TMK m. 187 İptali: Kadının Soyadı Evlilikle Değişmeyecek ifadesi, evlilik birliği kurulurken kadının soyadına ilişkin uzun süredir tartışılan zorunluluğun sona erdiğini anlatan kritik bir değişimi işaret eder. Evlilikle birlikte soyadının otomatik biçimde değişmesi, yalnızca bir nüfus kaydı güncellemesi değildir; kişinin kimliği, mesleki itibarı, akademik geçmişi, banka ve sözleşme ilişkileri gibi pek çok alana yayılan bir sonuç doğurur. Bu nedenle konu, kişilik hakkı (kişinin maddi ve manevi varlığını serbestçe geliştirme ve kimliğini koruma hakkı) ve eşitlik ilkesi (aynı durumda olanlara aynı hukukî muamelenin uygulanması) ekseninde değerlendirilir. Bu makalede, TMK m. 187’nin geçmişteki yaklaşımı, iptal kararının anayasal gerekçeleri, Yargıtay’ın konuya bakışı, ortaya çıkan kanun boşluğu ve uygulamada dikkat edilmesi gereken noktalar, pratik ihtiyaçlar gözetilerek açıklanacaktır.

TMK 187 ve Kadının Soyadı Düzenlemesinin Geçmişi

TMK m. 187, evlilik sonrasında kadının soyadına ilişkin kuralı “eşin soyadının alınması” üzerinden kuran bir sistemin parçasıydı. Düzenleme, kadına sınırlı bir seçenek tanısa da bu seçenek çoğu zaman “asıl soyadın eşin soyadı olması” anlayışını değiştirmiyor; kadının kendi soyadını ancak belirli bir usul ile ve çoğu kez ikinci planda kullanabilmesine izin veriyordu. Bu yapı, soyadını kimliğin asli unsuru olmaktan çıkarıp evlilik birliği içinde “türev” bir unsur haline getiriyor; bu nedenle kişilik hakkı bakımından yoğun tartışmalara yol açıyordu.

Uygulamada, özellikle mesleki çevrede tanınan kişiler açısından soyadının değişmesi, yalnızca sosyal bir tercih değil, doğrudan bir hak kaybı riskiydi. Diploma, mesleki sicil, yayınlar, marka/patent başvuruları, vekâlet ilişkileri ve banka kayıtları gibi alanlarda farklı soyadıyla işlem yapmak, ciddi bir bürokratik yük yaratıyordu. Bu nedenle pek çok kişi, soyadını korumak için dava yoluna başvurmak zorunda kaldı. Burada “dava” ifadesi, hak arama özgürlüğünün bir yansımasıdır; ancak aynı hakkın idari süreçle (nüfus işlemiyle) kullanılabilmesi mümkünken, mahkeme yüküne dönüşmesi pratikte hakkın kullanımını zorlaştıran bir sonuç doğurur.

Aşağıdaki tabloda, eski yaklaşımın temel sonuçları ile iptal sonrasında hedeflenen yaklaşımın ana farkları özetlenmiştir:

Başlık Önceki Yaklaşımın Pratik Sonucu İptal Sonrası İlkesel Yönelim
Soyadının niteliği Evlilikle otomatik değişen kimlik unsuru Kişilik hakkı kapsamında korunması gereken kimlik unsuru
Hak kullanımı Sınırlı idari seçenek + çoğu durumda yargı yolu Temelde idari süreçle çözülebilmesi
Eşitlik Cinsiyete dayalı farklı muamele tartışması Eşler arasında simetrik yaklaşım ihtiyacı

Bu tarihsel arka plan, iptal kararının yalnızca bir madde değişikliği değil, aile hukukunun içinde eşitlik ve özel hayat (kişinin kimliğini ve kişisel alanını koruma hakkı) kavramlarının yeniden konumlandırılması anlamına geldiğini gösterir.

Anayasa Mahkemesi Kararının Gerekçesi

İptal kararının gerekçesi, soyadının “idari bir kayıt” olmanın ötesinde, kişinin sosyal ve hukuki varlığını belirleyen bir kimlik unsuru olmasıdır. Anayasal değerlendirme yapılırken iki ana eksen öne çıkar: kanun önünde eşitlik ve özel hayata saygı. Eşitlik ilkesi bakımından, yalnızca kadınların evlilikle soyadı değiştirmeye zorlanması, cinsiyete dayalı bir farklı muamele olarak ele alınır. Özel hayata saygı yönünden ise soyadı, kişinin kimliğinin sürekliliğini sağlayan bir öğedir; kişinin evlilikle birlikte kimliğinin zorunlu olarak yeniden tanımlanması, özel hayat alanına doğrudan etki eder.

Bu noktada “ölçülülük” (devlet müdahalesinin amaca uygun, gerekli ve orantılı olması) değerlendirmesi önem kazanır. Bir kamu yararı amacı ileri sürülse bile, bu amaca ulaşmanın daha az müdahaleci yolları varsa zorunlu soyadı değişikliği gibi ağır bir müdahale meşrulaşmaz. İptal yaklaşımı, soyadına ilişkin devlet tasarrufunun, bireyin kimlik tercihine üstün gelecek şekilde kurgulanamayacağını ortaya koyar. Ayrıca karar, aile birliğinin “tek tarafın kimliği” üzerinden inşa edilmesini zorunlu görmeyen bir anayasal bakışa işaret eder.

Kararın uygulamaya yansıması, yalnızca “kadın kendi soyadını koruyabilir” sonucundan ibaret değildir. Aynı zamanda idarenin (nüfus kayıt işlemleri yapan birimlerin) bu hakkı kullanmayı zorlaştıran ek koşullar üretmemesi gerektiği anlamına gelir. Çünkü hak, kâğıt üzerinde tanınsa bile uygulamada gereksiz belge, farklı yorum, keyfi işlem gibi pratik engeller çıkarsa, eşitlik ve özel hayat koruması fiilen zayıflar.

Bu çerçevede, iptal kararının dayandığı ana düşünceler şu şekilde özetlenebilir:

  • Kişilik hakkı: Soyadı, kişinin kimlik bütünlüğünün parçasıdır; zorunlu değişiklik yoğun müdahaledir.
  • Eşitlik: Eşler arasında soyadı konusunda cinsiyete dayalı zorunluluk kabul edilemez.
  • Ölçülülük: Kamu yararı gerekçesi olsa bile daha az müdahaleci seçenekler varken zorunluluk kurulamaz.
  • Uygulanabilirlik: Hak, idari süreçte erişilebilir ve öngörülebilir olmalıdır.

Yargıtay İçtihatları ve Uygulamadaki Yansımalar

İptal sürecine gelinmeden önce, Yargıtay içtihatlarında kadının soyadı talebinin kişisel bir hak olduğu vurgusu giderek güçlenmiştir. “Kişisel hak” ifadesi, devredilemeyen ve doğrudan kişinin kimliğiyle bağlantılı hakları anlatır. Bu yaklaşım, soyadının yalnızca aile düzeninin parçası olarak değil, bireyin kimliğinin parçası olarak görülmesi gerektiği fikrini pekiştirir. Ancak kanun metni yürürlükte kaldığı dönemde, içtihatların hak tanıyan yönü çoğu kez “yargısal karar” şartına bağlanmış; bu da pratikte aynı konuda dava açma zorunluluğunu artırmıştır.

Uygulamada sık görülen sorun, ilk derece mahkemelerinin aynı nitelikte taleplerde farklı sonuçlara ulaşmasıdır. Bazı dosyalarda talep hızlı şekilde kabul edilirken, bazı dosyalarda “kanun hükmü” gerekçesiyle reddedilmesi, öngörülebilirliği zayıflatmıştır. Bu noktada Yargıtay’ın işlevi, içtihat birliği (benzer olaylarda benzer kararların çıkması) sağlamaktır. Yine de yasal çerçevenin katılığı, içtihatla çözüm üretmenin sınırlarını göstermiştir.

İptal sonrasında teorik olarak yargı yoluna ihtiyaç azalır; ancak geçiş döneminde idarenin işlem pratiği belirleyici hale gelir. Bu nedenle “yargı içtihadı” ile “idari uygulama” arasındaki eşgüdüm önem taşır. Aksi halde, hak kâğıt üzerinde tanınsa bile vatandaş, idari başvuruda sonuç alamayınca yeniden yargıya yönelmek zorunda kalabilir. Bu durum, sistemin amaçladığı kolaylaştırıcı etkiyi zayıflatır.

Pratikte dikkat edilmesi gereken bir başka nokta, soyadı kullanımının çok sayıda kayıtla bağlantılı olmasıdır. Bu nedenle soyadı tercihi yapılırken, aşağıdaki alanlarda doğabilecek etkiler önceden değerlendirilmelidir:

  • Resmî kayıtlar: Kimlik, pasaport, sürücü belgesi, nüfus kayıt örnekleri.
  • Mesleki kayıtlar: Oda sicilleri, e-imza, e-tebligat, iş sözleşmeleri.
  • Hukuki işlemler: Banka hesapları, tapu işlemleri, devam eden davalar ve vekâletnameler.
  • Akademik/kurumsal geçmiş: Yayınlar, sertifikalar, kurumsal hesaplar.

Bu alanların tamamı, soyadı tercihinin “tek bir işlem” olmadığını; zincirleme sonuçlar doğurduğunu gösterir. Bu nedenle içtihatların ve idarenin yaklaşımı, hakkın pratikte kullanılabilirliği açısından belirleyicidir.

Kanun Boşluğu ve Yeni Düzenleme İhtiyacı

TMK m. 187’nin iptali, bir yandan temel hakkı güçlendirirken, diğer yandan “yerine hangi kural uygulanacak?” sorusunu gündeme taşır. Burada bahsedilen durum bir kanun boşluğudur (kanunda açık bir hükmün bulunmaması nedeniyle ortaya çıkan belirsizlik). Kanun boşluğu, hak alanlarında özellikle risklidir; çünkü idare, boşluğu doldurmak için farklı yorumlar geliştirebilir ve bu da ülke genelinde eşitsiz uygulamalara yol açabilir. Soyadı gibi kimliğin merkezindeki bir konuda bu tür belirsizlikler, hukuki güvenliği zedeler.

Yeni düzenleme ihtiyacının temel sebeplerinden biri, soyadı seçiminin yalnızca “kadının kendi soyadını koruması” meselesi olmamasıdır. Eşlerin ortak bir soyadı belirlemesi, her iki eş açısından seçeneklerin simetrik kurgulanması ve çocukların soyadına ilişkin bağlantıların netleştirilmesi gibi başlıklar da düzenleme alanına girer. “Simetrik kurgu” ile kastedilen, hak ve yükümlülüklerin cinsiyet temelli değil, eşitlik temelli kurulmasıdır.

Pratikte beklenen düzenlemeler, genellikle şu eksenlerde şekillenir:

  • Evlilik anında soyadı tercihlerinin nasıl beyan edileceği ve hangi form/alanlarda alınacağı.
  • Mevcut evliliklerde soyadı kullanımını değiştirmek isteyenlerin idari başvuru usulü.
  • Nüfus kayıtlarında önceki soyadı bilgilerinin nasıl korunacağı (kayıt bütünlüğü).
  • İdarenin talep edebileceği belgelerin sınırlarının netleştirilmesi (gereksiz belge yükünün engellenmesi).

Aşağıdaki tablo, kanun boşluğunun doğurabileceği olası sonuçları ve çözüm ihtiyacını özetler:

Belirsizlik Alanı Olası Uygulama Sorunu Gerekli Çözüm
Başvuru usulü Farklı nüfus birimlerinde farklı belge/şart talebi Açık yönetmelik ve standart işlem listesi
Mevcut evlilikler “Kimler, nasıl değiştirebilir?” sorusunda yorum farkı Geçiş hükümleri ve net başvuru yolu
Kayıt bütünlüğü Eski soyadı ile yeni soyadı bağlantısının kopması Kayıtların izlenebilir tutulması

Bu nedenle iptal kararının ruhuna uygun bir yasal çerçeve, yalnızca hakkı tanımakla kalmamalı; hakkın idari süreçte sorunsuz kullanılmasını da garanti altına almalıdır.

Uygulamada Karşılaşılabilecek Sorunlar ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Geçiş dönemlerinde en sık yaşanan problem, yeni ilkenin idare tarafından “alışılmış işlem pratiği” içinde eski kurallarla uygulanmaya çalışılmasıdır. Nüfus işlemleri çoğu zaman standart akışlara dayanır; standart akış güncellenmediğinde, vatandaşın talebi doğru olsa bile yanlış yönlendirme yapılabilir. Bu nedenle başvuru sırasında talebin net ifade edilmesi önemlidir. “Net ifade”, soyadı tercihinin açıkça belirtilmesi ve işlem sonucunun hangi kayıtla tamamlanacağının anlaşılır olması demektir.

Uygulamada yapılan hataların başında, soyadı meselesinin hâlâ zorunlu olarak dava yoluyla çözüleceği düşüncesi gelir. Bu yanılgı, hem zaman hem maliyet kaybına yol açabilir. Bir diğer hata, yalnızca kimlik değişikliğine odaklanıp diğer kayıt güncellemelerinin unutulmasıdır. Örneğin banka kayıtları, e-Devlet üzerinden yürütülen yetkilendirmeler, elektronik imza sertifikaları veya işyeri sicilleri güncellenmezse, kişi günlük hayatında “uyuşmazlık” yaşayabilir. Uyuşmazlık (hak veya menfaat çatışması) çoğu zaman küçük bir idari işlem gibi başlayan bir sürecin, daha büyük bir hukuki probleme dönüşmesiyle ortaya çıkar.

Başvurudan önce ve sonra kontrol edilmesi önerilen pratik adımlar şunlardır:

  • Başvuru içeriği: Soyadı tercihinin açıkça yazılı olması; tereddüde yer bırakmaması.
  • İşlem teyidi: Nüfus kaydında sonucun doğru işlendiğinin kontrol edilmesi.
  • İkincil kayıtlar: Banka, SGK/işyeri süreçleri, meslek örgütü kayıtları gibi alanların güncellenmesi.
  • Devam eden dosyalar: Dava, icra, tapu işlemi gibi süreçlerde soyadı tutarlılığının sağlanması.

Ayrıca bazı dosyalarda “kararın geriye etkisi” beklentisiyle hareket edildiği görülür. Genel hukuk ilkesi olarak, iptal kararlarının etkisi bakımından somut durumlar farklı teknik sonuçlar doğurabilir; bu nedenle “otomatik şekilde herkesin geçmiş kayıtlarının kendiliğinden değişeceği” varsayımıyla işlem yapmak risklidir. Bu tür durumlarda, hak kaybı yaşanmaması için idari başvuru stratejisinin ve gerektiğinde yargısal denetim yollarının doğru planlanması gerekir.

Sıkça Sorulan Sorular

TMK m. 187’nin iptali ne anlama gelir?

İptal, evlilik kurulduğunda kadının soyadının otomatik olarak değişmesini zorunlu kılan yaklaşımın anayasal güvencelerle bağdaşmadığı kabulüne dayanır. Bu sayede kadının soyadı, daha güçlü biçimde kişilik hakkı kapsamında değerlendirilir.

Kendi soyadını korumak isteyen kişi hangi yola başvurur?

Temel yaklaşım, soyadı tercihinin idari süreçte (nüfus işlemlerinde) beyan edilmesi ve buna uygun kayıt oluşturulmasıdır. Uygulamada talebin açık ifade edilmesi ve işlem sonucunun kontrol edilmesi önem taşır.

Uygulamada en sık yapılan hata nedir?

En sık hata, soyadı meselesinin hâlâ zorunlu biçimde dava açılarak çözüleceğinin düşünülmesidir. Bunun yanında, kimlik kaydı güncellense bile banka, meslek sicili, e-imza gibi ikincil kayıtların güncellenmemesi de önemli bir pratik sorundur.

Kanun boşluğu neden sorun yaratır?

Kanun boşluğu, idarenin farklı yorumlar geliştirmesine ve ülke genelinde farklı uygulamaların doğmasına yol açabilir. Soyadı gibi kimlik alanında bu durum, hukuki güvenlik (kişinin işlemlerinin öngörülebilir olması) ilkesini zedeler.

Başvuru sırasında nelere dikkat edilmelidir?

Soyadı tercihinin yazılı ve açık biçimde belirtilmesi, işlem tamamlandıktan sonra nüfus kaydının kontrol edilmesi ve diğer kurumsal kayıtların (banka, işyeri, meslek sicili) eşzamanlı güncellenmesi gerekir.

Bizi Arayın Whatsapp
WhatsApp